Kusmuk
Otobüs durağında eve dönme yolunda kulaklıkla şarkı dinliyordum. Hava soğuk ve içime
işliyor. Sonrasında ise tanıdık bir ses ile irkiliyorum:
— İyi misin?
Bu öykü ilk olarak Phoebe Dergi (Ağustos – Eylül 2026) 4. Sayı‘da yayımlanmıştır.
“İyi misin?” sesiyle irkiliyorum bir anda. Az önce ne oldu bilmiyorum, sanki coğrafik bir
olaydı. Bir anda önünü arkasını durduramadığım şekilde kusmaya başlıyorum. Normalde
midesi bulanan biri olmadım hiç. Çocukluğumdan beri ne burnum kanamıştır ne de başım
dönmüştür. Midemin bulanması da onlardan biriydi. Kusarken sanki ruhum bedenimden
acılı çığlıklar eşliğinde ayrılıyordu.
İrkildikten sonra kendime gelince dönüp bana nasıl olduğumu soran kıza bakıyorum. Uzun,
sarı saçları soğuk gecenin içinde neredeyse ışık topluyor. İlk bakışta dikkatimi çeken şey
güzelliği oluyor; öyle gösterişli ya da rahatsız edici bir güzellik değil, baktıkça insanın
yüzünde biraz daha oyalanmak istediği türden. Açık renk saçları yüzünün iki yanına
dağılmış, soğuktan hafifçe kızarmış yanaklarını çevreliyor. Gözlerinde ise tanımadığı birine
yardım etmek için duracak kadar içten bir endişe var. Birkaç saniye gereğinden fazla
baktığımı fark edip kendime geliyorum.
— Evet, iyiyim, teşekkür ederim. Bir anda oldu, ben de anlamadım.
— Yediğiniz bir şey dokunmuştur belki. Hastaneye gitmek ister misiniz? diye soruyor.
Tabii ki de cevapsız kalıyor ve bu konuşmadan artık kaçmak istiyorum. Endişelenecek bir
şey olmadığını söylüyor ve yeşil, uzun postacı çantamdan su çıkarıyorum. Biraz ellerime,
biraz yüzüme döktükten sonra içiyorum ve biraz daha kendime geliyorum.
Teşekkür etmek için yeniden ona baktığımda gözüm isimliğine ilişiyor: Nisa.
İsmini artık bildiğim bu yabancıya son kez teşekkür edip yoluma devam ediyorum.
Bu gece daha soğuk çoğu geceden. Belki de Baltık ülkelerinden kaynaklıdır. Soğuğu da çok
severim gerçi, her ne kadar kusmak canımı sıksa da. Çok yürümemişken sağımda bulunan
durağın yanında ve tam ters yönündeki ağaçlık alanda da kusan insanlar görüyorum. Derin
bir nefes çekiyorum içime ve kavramaya çalışıyorum. Ya gerçekten Litvanya’nın az
nüfusunda herkes aynı şeyden zehirlendi ya da havada, suda bir şey vardı. Olabildiğince
temiz ve ferah bir ülke burası, musluk suyu da çok lezzetli ayrıca. Neden ben dahil herkes
kusmaya başlamıştı bir anda?
Bunları düşünmeyi bir kenara bırakıp en yakınımda kusan çocuğa doğru yaklaşıyorum.
Hemen çantamdaki sudan ikram ediyorum ve ıslak mendil uzatıyorum. Bana o an duyduğu
minneti gözlerinden okuyabiliyorum. Gerçekten de benim kadar acı verici bir kusma
seansı olmalı. Kendisine yönelttiğim sorularla birlikte benim kusmama benzer bir olay
olduğunu anlıyorum. Kendisi de sadece yolda yürürken, otobüs beklerken, oldukça sağlıklı
olmasına rağmen içinde tutamadığı ıstıraplı bir istifra yaşamış.
Çok enteresandı gerçekten de. Etrafımı bir kolaçan ettiğimde diğer insanların da yavaş
yavaş bir araya gelip birbirlerine yardım ettiğini görüyorum. Belki de hastaneye her türlü
gitmek gereklidir diye düşünüyoruz o çocukla. Benden bir iki yaş küçük gözüküyor, bu
kadar endişeli olması gözüme tatlı geliyor. Sanki bir abla edasıyla eşlik etmek için ısrar
ediyorum ona. Telefonumu çıkarıp bir taksi numarası çeviriyorum: Cevap yok. Başka bir
korsan taksi deniyorum: Cevap yok.
En sonunda telefon elimdeyken gözüme ilişiyor birkaç internet haberi. Şu başlıklar altında
ilerliyor:
Kusma Virüsü mü Bulaşıyor?
SON DAKİKA! Herkesi Kusturan Şey Nedir?
Kusma Belirtileri Nedir?
Kafamı bulandırıyor oldukça, sanki bir yerden duymak, okumak bile garip olurdu bu tarz
bir şeyi. Hemen diğer insanların yanına gitmeyi teklif ediyorum çocuğa. Onların da yanına
gidince ve konuşunca daha da oturuyor kafamda karşı karşıya olduğum bu durum. Herkeste
olmasa da çoğu insanda bir anda beklenmedik bir kusma isteği geliyor. Art arda
tekrarladığı oluyor, ne zaman olacağı belli değil, buna ne engel olur bilmiyoruz.
Bu endişe kaynağı yerden beslenirken ve fikirler havada uçuşurken bir haber geliyor.
Hastaneler dahi dolup taşmakta ve farklı prosedürlerle kontroller artmış durumda. Kimse
nedenini bilmiyor. Bildikleri tek şey, öncesinde ve sonrasında insanların yaşamaya devam
ettiği; fakat o an geldiğinde herkesin ölümü yaşıyormuş gibi hissettiği.
Oldukça korkunç ilerliyor durumlar derken yanımdaki çocuk yeniden kusmaya başlıyor.
Yakından görmek daha etkileyici ve çekilmezdi. Gerçekten de sanki midesinden değil,
direkt kendisinden çıkarıyordu her şeyi. Hep birlikte ya saçını tuttuk ya su uzattık ya da
sırtını sıvazladık. Kendisine geldiğinde küçük bir yavru kedi gibi korkmuş ve kaybolmuş
hissediyordu kendisini. Art arda iki kez yaşadığını görmüş olduk ve nereden tutsan
aralarında otuz dakika vardı. Neyse ki yaklaşık otuz dakika içerisinde yine kendisine geldi.
Çocuğu öyle görmek gerçekten içimdeki çocuğu üzmüştü.
Her ne ise bu kusma füryası, umarım kısa zamanda son bulur. Henüz tanımadığım insanları bile dışarıdan analiz edip
okumaya bayıldığımdan bazılarına gerçekten istemsiz bağlanıyorum.
“Speak of the devil.”
Nisa’nın gelişini görüyorum uzaktan, yalnız değil. Sarı saçlarını bu kez kalabalığın arasında
bile hemen seçiyorum. Onlar da aynı anlam verememezlik ile kaygıların birleştiği bir yüz
ifadesi takınıyorlardı. Kendi aralarında da büyük ihtimalle bu konuyu tartışıyorlardı. Zaten
bize doğru geliyor olsalar bile yakınlaştıklarında Nisa’ya selam veriyorum. Hemen tanıyor
beni; sonuçta o an beni hayata döndüren şey onun beni silkelemesiydi. O ölümden beni
yaşatan oydu.
Beni görünce sandığımdan ve beklediğimden de mutlu gözüküyor gözüme. Sarı saçlarının
arasından bana bakarken sanki “sonunda” der gibi bir ifade geçiyor yüzünden ama büyük
ihtimalle sadece sevinçli. İyi olduğumu gördüğü için rahatlamış gözüküyor. Belki de hepsini
ben büyütüyorum ama yine de onu görmek beni sevindiriyor.
Tam onunlayken bir anda korktuğum başıma geliyor. Önce bir sızı yayılıyor tüm vücuduma,
nefes alamıyorum sanki. Terlemek üzereyim; birikmiş her şeyin vücuduma saldırması gibi.
Her tür acıyı aynı anda hissediyorum ve bu, nefes dahi zor aldırıyor bana. Tam o esnada
artık tutamadığım kusma hissi geliyor ve başlıyorum. Henüz yeni başladığında dahi
aklımdan geçen tek şey bu eziyetin ne zaman biteceğine yönelik. Zihnimden geçen tek
cümle: Bitsin artık. Bitsin artık. Bitsin artık… Bitsin artık!
Birkaç el hissediyorum sırtımda ve suratımda, birileri suratımı siliyor. Dağınık saçlarım ve
yüzüm su ile ıslatılıyor ve ben güvende hissediyorum. Tanımadığım ama tanıdığımı
düşündüğüm o insanlar arasında vefa görüyorum sanki. Herkes endişeli bir şekilde
benimle ilgileniyor. Aralarından Nisa’nın sesini seçebiliyorum. Ne söylediğini tam olarak
anlamıyorum ama orada olduğunu bilmek yetiyor.
Şükür ki yavaştan kendime gelmeye başlıyorum, en azından zihnim açılıyor. Zihnim
uyandığı anda bu sefer hiç de beklemediğim şekilde tekrar kusmaya başlıyorum. Bu seferki
daha şiddetli ve ezici. Yeni doğmuş bir bebek çığlığı atmak istiyorum. Tüm anneler
tarafından terk edilmiş bir bebek çığlığı patlatmak istiyorum. Ona bile zamanım kalamadan
kusmaya devam ediyorum.
Dizlerim üzerine çöküyorum ve Tanrı’ya yalvarmak istiyorum. Tanrı hiçbir zaman beni
sevmedi. Bu yüzden sesime şimdi kulak asacağını da düşünmüyorum. Yine de
yalvarıyorum. İnsan kusarken gururunu da biraz çıkarıyor sanırım.
Bu durumun art arda iki kez, bu kadar kısa sürede ve katlanmış bir acı ile olması şaşırtıcıydı.
Eminim ki etrafımdaki herkes için de böyle oldu, sanki neye uğradıklarını şaşırdı herkes.
Bir de beni düşünseler. En sonunda kendime geldiğimde kafamda bir yastıkla, üzerimde
kalın montla çimenlere uzanmıştım. Olabildiğince iyi bakmışlar bana diyebilirim
gerçekten.
Uyandığımda gözlerinde hem bir sevinç hem de bir şaşkınlık görüyorum. Ne deseler veya
hissetseler haklılar. Ben de öleceğim sanmıştım. Yine buradayım ama belki size bir denek
olabilirim en azından. Çok da ağır gelmeyecek şekilde dört bir yandan sorular almaya
başladım; önce nasıl olduğum, sonra neden art arda olduğu gibi. Bildiğim ne varsa
söyledim, bilmediğim ne varsa da.
Artık daha kalabalık bir grup olmuştuk. Oradan buradan toplanan kim varsa birlik,
dayanışma içerisindeyiz sanki. Sürekli başka insanlar da kusmaya devam ediyor, yine
yardımlarına koşuluyor. Ve bu döngü böyle ilerliyor bir süre. Yavaş yavaş kalabalıktan
insanlar ayrılmaya başlıyor. İnsanları evde bekleyen birileri var sanırım. Ben kendimi dahi
beklemediğim için olabildiğince yalnız kalmasınlar diye buradakilerle duruyorum.
Bazılarını evlerine bırakıyoruz, yürüyerek ve birbirimize destek çıkarak.
Art arda iki kez kustuktan sonra bir süre kusma isteğim hiç gelmedi. Artık ben de evime
dönmeliydim, hazır bu kadar iyiyken. Herkesle vedalaşıp eve dönüyorum. İstemeden de
olsa düşünmeden edemiyorum. Kusmuk daha ne kadar devam edecekti? Eğer uzun süre
geçmeyecekse bununla yaşamanın yollarını bulmam lazım.
Haberler arasında bir anda viral olmaya başlıyor tüm bu olaylar. Bilim insanları, doktorlar
ve aklınıza gelebilecek her meslekten insan canla başla bunu çözmeye çalışıyordu. Çoktan
birçok teori atılmıştı bile. Hiç beklemediğimiz insanların dahi sürekli kusması çok ilgi
çekiciydi. En zenginlerimiz, en sağlıklılarımız, en mutlularımız, en başarılılarımız.. en
suçlularımız. Herkeste olan bir şeydi bu. İnsan ayırt etmiyordu sanki.
Zamanla bunun coğrafyayla ilgili olduğu da konuşulmaya başlandı. Bazı yerlerde bu kusma
bir salgın gibiydi, bazı yerlerdeyse sadece adı yeni konuyordu. Türkiye’den gelen
görüntüler bana daha tanıdık geldi. Sanki bedenler orada, bu hissi zaten biliyordu.
Gözlerimi yormuşken fırsattan istifade uyumayı deniyorum. İçimde dindiremediğim, şu an
herkesin yaşadığı korku barınıyor. Art arda iki kez bile kustuğumda kendime gelmem epey
zaman almıştı. Ya art arda üç, dört hatta beş kusmuk olsa? Böylesi gerçekten de intihardı.
İsteyerek böyle bir acıyı yaşamak mümkün müydü? Gerçi hayatı dramatik olana intihar
bile romantik gelir. Kusmuğun durması lazım, işlerimi nasıl halledeceğim?
Daha fazla bu düşüncelerle boğuşmak istemiyorum ve kendimi uyumaya zorluyorum.
Gözlerimi kapattığımda saydığım koyunları anne edasıyla kucaklamak istiyorum. Sonra bir
anda hangimizin çocuk olduğunu unutuyorum. Kusarken sanki ruhumdan da parçalar
çıkarıyorum. Ben onları büyütmek isterken, onların beni yeniden büyütmesini istiyorum.
En sonunda uykuya dalıyorum ve suratıma güneş vuruyor. Henüz sabahı selamlamadan bir
kusma isteği geliyor, peşini izliyor. Uyanmak istememişçesine bir nefretle kusturuyor beni.
Tek yaşadığım için kendime gelmem biraz daha zamanımı alıyor. Sonra etrafı temizliyorum,
eczaneye gidiyorum. Kendi kendimi çok güzel pansuman edebilirim.
Artık beni tanıyan eczanelerle sohbet etmeyi çok seviyorum. Nisa geliyor aklıma. Acaba o
nasıl? Çocuk daha iyi oldu mu? Sonra fark ediyorum ki çocuğu düşünürken bile zihnim
yeniden Nisa’ya dönüyor. Sarı saçlarını kalabalığın arasında nasıl hemen seçtiğim geliyor
aklıma. Şimdiden onu düşünmeye başlamış olmak çok acınası.
Haberler artık tamamen kusmuktan bahseder olmuştu. Onları dinlemek de bir yere
varmıyordu. Kimse neden olduğunu bilmiyordu. Herhangi bir açıklama da getiremiyordu.
En sonunda artık haberlere de sosyal medyaya da bakmamaya karar veriyorum. Bugün
evden çıkmayacağım ve sadece kendime zaman ayıracağım. Kusarsam da kusmazsam da
ilgilenmek istemiyorum, sadece dünden beri bile o kadar çok kustum ki.
Zaman algım kayıyor: Şu an, geçmiş, gelecek. Çoğu zaman ne zamanda olduğumuzu
bilmiyor hâle geliyorum. Biraz toparladıktan sonra o gün tamamen kendimle
ilgileniyorum. Kitap okuyorum, piyano çalıyorum, bazen yazı yazıyorum. Birkaç basit spor
hareketiyle de kendimi canlandırıyorum. Şaşırtıcı olacak ki o gün hiç kusmuyorum.
Bunun üzerinde çok durmamaya çalışıyorum. O günü gayet iyi geçirmişken sonrasında
ilaçlarımı alıp tekrar uykuya dalıyorum. Bu sefer uykuya dalmak daha kolay oluyor. Eskisi
gibi ağrımıyor başım, geçen geceden daha iyi bir hâlde olmak sevindiriyor beni.
Sonrasında mışıl mışıl uykuya dalıyorum.
Sabah oluyor, her şey aynı olduğu gibi devam ediyor. Hemen bir kahvaltı edip kendime
geleyim diyorum fakat yapamıyorum. Yine ardı arkası kesilmeyen şekilde kusmaya
başlıyorum. Bu sefer kendime geldiğimde yerde uzanıyordum. Yanımda da birkaç parça
kâğıt:
Soğğğuk.
Birbirinden keskin hücumlar vücuduma,
Köprünün karşı tarafına çok uzağım.
Nehirler çok güzel akıyor yanımda.
Derin nefesler titretiyor çenemi,
Çok soğuk.
Kat kat giysiler altında,
Hâlâ soğuk yarı kalp
Ne bu dedikleri gurbet.
Kusmak istiyorum.
Bunu ne zaman yazdım hatırlamıyorum. Defterlerimin içinden çıktığı kesin ama
anımsayamıyorum. Belki de piyanomdan düşmüştü. Elim bir diğer kâğıda gidiyor:
Çok soğuk.
Kiliseler çağırıyor ruhumu,
Kar beyazları alıyor gözümü.
Bol pantolon ve üçlü,
Üstümde hâlâ yabancı sessizlik.
Soğğğuk.
Gri ve karanlık bir anda,
Kızarıyor ellerim
Her şey başladı
Ve bitti bir anda.
Ardından bir başka kâğıt daha:
“Geceyle gündüz birbirine karışıyor artık. Hangisine ne borçlandım, bilmiyorum.
Ödemeyi kendimle yapacağım. Temassız var mı? Hepsini bir anda alın. Taksite bölmeyin.
Lütfen, tek seferde alın.”
Ne olduğunu anlamıyorum. Bunları ne zaman, ne düşünerek yazmıştım anımsayamıyorum.
Sonrasında telefonum bildirimlerle birlikte titriyor. Yeni bir haber düşmüş olsa gerek.
Hemen bakıyorum:
Kusma vakalarında yeni ortaklık tespit edildi!
Belirtilerin duygusal durumlarla ilişkili olabileceği düşünülüyor.
İyi hissetmeyen insanlarda vakalar neden daha sık görülüyor?
Bir süre ekrana bakıyorum. Yeni araştırmalar, kusmanın insanların psikolojik durumlarıyla bir şekilde bağlantılı
olabileceğini söylüyordu. Kesin bir şey bilmiyorlardı. Nedenini de açıklayamıyorlardı.
Yalnızca iyi hissetmediğini belirten insanlarda nöbetlerin daha sık görüldüğünü fark
etmişlerdi.
Nedense buna hiç şaşırmadım. Uzun süredir iyi değilim.
Ama diğerleri? Herkes mi iyi değildi? Hayatlarını gayet güzel sürdüren onca kalabalık,
onca insan aslında iyi değil miydi? Belki de yalnızca öyle görünüyorlardı.
Ne zamanlar kustuğumu ve neyin tetiklediğini hatırlamaya çalışıyorum. Dün bütün gün
kendimle ilgilenmiştim. Kitap okumuş, piyano çalmış, biraz hareket etmiş ve ilk kez bütün
bir günü kusmadan geçirmiştim.
Tesadüf müydü?
Acaba hiç kusmayan biri var mıydı?
Ya da rol yapmaya çalışıp kusmuk yüzünden her şeyin ortaya çıkması—“
Kulaklığım kulağımdan çekiliyor.
— İyi misin?
Başımı kaldırmam zaman alıyor. Hava soğuk ve içime işliyor. Karşımda Nisa duruyor. Sarı
saçları yüzünün iki yanına dağılmış, yanakları soğuktan hafifçe kızarmış. Birkaç saniye
gereğinden fazla baktığımı fark ediyorum.
— Evet, diyorum. İyiyim, dalmışım sadece.
Sonrasında otobüs geliyor ve aceleyle binip uzaklaşıyorum.
Çünkü kusmuk her zaman dışarı çıkmaz.
Günün okuma önerisi: Güvercin – Irmak Çelik