Bu kez duvarların ardında,
kanatları kırık bir güvercin.
Doğan güneşin parıltılarında,
kırık bir pencerenin yanında,
aydınlığın erişmediği köşesinde,
sargıyı bekler güvercin;
kavuşmayı bir çift kola.
İster dumanların arasında süzülmek,
bulutların arasında görünmek.
Gördüğü duvarların ardı çok sessiz:
birkaç ayak sesi,
ve bir hıçkırık.
Dönemez,
onu ölü sananlara.
Pencere hâlâ kırık.
Rüzgâr odaya hapsoluyor.
Oysa odada;
bir güvercin eksik.
Bazı odalardan geriye sessizlik kalır. Bazı pencerelerden ise kimin düştüğünü, kimin uçtuğunu hiçbir zaman bilemeyiz.
Günün okuma önerisi olarak: İzmir: Yaşanmamışlıkların Şehri – Irmak Çelik