Gözlerimi alıyor parlak güneş. O an, deniz kenarındaki çift kişilik yatağımda rahatça uzanıyorum; ardından bol kot pantolonumun cebinden sigara paketini çıkarıyorum. Her bir köşesini ezberlediğim paketin köşeleri nemden yumuşamış. Cam açık, bu yüzden tuzlu rüzgâr içeri doluyor ve eskiden dinlediğimiz rock poster afişlerini hafifçe titretiyor. Aynı zamanda kitap yığınımıza bakıyorum; sayfaları sararmış, kenarları kıvrılmış. Adeta sahaftan toplanan nadir parçalar gibi…
Etrafa bakıyorum; kuşkusuz masmavi denizler her yanı sarmış, dalgalar adımı fısıldıyor. Üşüyorum ama nemli hava hemen sarıyor beni, dahası beni nostaljiye götürüyor. Ağaçlar buradan muhteşem, dallarında dans etmek istiyorum. Ancak sokak kedileri yalvarıyor, bağırışları kulaklarımda yankılanıyor. Öyle ki duyduklarımı seçemez oluyorum.
Aslında sadece denizlere kavuşmak istemiştim; hatta onları görmek bile yeterdi. Ne var ki umut çizgisi gitgide uzaklaşıyor benden, güneş batıyor yavaşça. Etraf artık karanlık: Neticede tek görebildiğim kara tavan.
“Allah aşkına, uyan!”
Ses titriyor, elimi sıkıca tutan parmaklar var. Gözlerimi açıyorum ama konuşamıyorum. Bedenim titriyor kontrolsüz. Fırtınalar kopuyor sanki içimde. Etraf neden bu kadar karanlık? Oda gitgide daralıyor.
“Aç gözlerini, lütfen!”
Bir anda güneş doğuyor yeniden, bedenim kasılıyor acıyla. Yeniden doğuyorum sanki. Doğum yapıyorum kendi benliğime.
“Bana bak. Gözlerimin içine bak.”
Onun gözleri karşımda duruyor, gerçek mi? Gördüklerim değil, denizler gerçekti. Gözlerim açık, ama dünya bulanık. Titremem durmuyor. Ellerim buz ve kalp atışlarım kulaklarımda gürlüyor.
“Krize girdin, iyi misin?”
Sensizim, odada yalnızım. Kara tavan inatla üzerimde. Denizlerden haber yok. Ya bir daha hiç denizlere kavuşamazsam?
Uyanıyorum, bir anda.
Sesleniyorum Güneş’e:
“İyiyim, her zamankiler biliyorsun.”
Bir başka katarsisim için: Sirenlerin Emri – Irmak Çelik
[…] Bir başka katarsisim için: Denizler ve Psikoz – Irmak Çelik […]