Etraf kapkaranlık, sadece bilgisayarının ekranından gelen ışık. Sandalyesinde L Lawliet misali duramayıp sürekli yer değiştiriyor. Sanırsam günün ya da yılların yorgunluğu ile boğuşuyor. Yine de tek başına kendisiyle bu kadar güzel vakit geçirmesi şaşırtıcıydı. Arada bir kullandığı esrarın etkisi mi yoksa bir süreçten dolayı mı şüpheli. Sardığı cigarasından birkaç fırt daha aldı. Artık dinlediği şarkı sanki onun kulaklarına ve duyularının her birine konser veriyordu. En sonunda yine yerinde duramayıp iki sandalyesini birbirine yakınlaştırıp onların üstüne yattı.
Tavana bir bakış attı ve gözlerini yumdu. Tam o anda çok senkronize bir şekilde şarkı onu geçmişe savurdu. Gözlerini yeniden açtı ve tavana doğru dimdik baktı: Gözleri uzun ve telaşlı. Kısa bir sürede hemen anımsadı bu anı daha önce nerede yaşadığını. Çok eskiden biraz da toyken klasik bir hikayeydi: Ailesiyle ve akrabalarıyla kamp yaparken geçirilen o nadir sevgi dolu anlar. O zaman da kulaklığını takıp bu şarkıyı dinleyerek yıldızları izlemişti bir gece vakti. Tabii, o an ile şu anın farkına şaşırmamak elde değil.
Tek başına, melankoli kusarcasına ve en garibi de: tavan koca bir hiçlikti. Tavana bakıyordu büyük çoğunlukla da bomboş gözlerle. Bomboş duvara, o beyaz düzlüğe. İzleyebileceği güzel bir manzarası ya da ortamı yoktu, ne yanan bir ateş ne de parlayan birtakım yıldız. Ona yetmişti o tavanın hiçliği, yıllardan beri unuttuğu o eski huzuru bulmuştu. Öyle ya, kafası da dumanlı diye belki bu kadar kolay erişmiştir bu hisse. Belki de esrarın verdiği yavaşlıkla her şey daha bilindikti.
All the leaves are brown Bildiğiniz gibi değildi artık gerçi. Onu o an görseydiniz sadece bir anlığına, bir kapı deliğinden bile anlardınız. And the sky is gray Eksilmiş bir şeyler vardı. Böyle bir çocuk değil o. I’ve been for a walk Cigaraya başlamış, elleri titremiş, sahi kim ona ne yapmış derdiniz. Bunu düşünürken bile zaman bükülmüş gibiydi. On a winter’s day Déjà vu… sahiden bir akıl oyunu mu? Yoksa özlem duyulan bir ana tutunma çabası mı? Her neyse, o an onun çabası fayda etmişti. I’d be safe and warm Bunu fark ettiğinde de etrafı karanlıkken ona tek ışık veren bilgisayarını açtı. Yerinde duramasa da oturuşunu düzeltti. If I was in LA Ardından yazmaya başladı: “Etraf kapkaranlık, bilgisayarının ekranından gelen ışık hariç. Sandalyesinde bile yerinde duramayıp sürekli yer değiştiriyordu. ” Ve esrarı ile tütününü karıştırmak için yazmayı bıraktı. Ama ya en çok yazarak hatırlıyorsa? California dreamin’