Gece vakti uykumun ortasında bir telefonla uyandırıldım. Gerçi alışıktım, savcı olmanın getirdiği bir diğer şey ise düzensiz uykular. Üstümü başımı giyinip arabaya atladım. İntihar vakasıydı, yine. Son birkaç ayda intihar oranları oldukça artmıştı. Olay yerine vardığımızda 2 tane arkadaşı evden çıkarılıyordu. Asla alışamadığım o sahnelerden birini izliyordum yine. Derbeder olmuşlardı, ikisi de avazları çıktığı kadar ağlıyordu. Hemen onlarla ilgilenilmesini istedim ve eve doğru yol aldım. O esnada polisler detayları aktardı: E* 18 yaşında bir kız, evde tek yaşıyor, Ankara’ya okumaya gelmiş ve dediklerine göre intihara uygun bir vakaydı. İlk izlenimde cinayet şüpheleri yoktu. Eve girdiğimde ise oldukça küçüktü, 1+1 mutfak ile oda ayrıydı. Bir o kadar da güzel süslü, duvarlarda şiir dergilerinden sayfalar ve led ışıklar. İlk başta böylesine yaşam dolu süslemeler yapan bir kızın kendini öldürmesi şaşırtıcıydı.
Odaya girdiğimse ise cansız bedeni gördüm. Uzanmaktaydı yerde çok da genç ve güzel. Siyah bir gömlek üzerine koyu mor bir kravat, hazırlanmışcasına. Bundan sonra gözüme ilk çarpan şey bilekleriydi. Derin ve uzun çiziklerdi ama bir o kadar da etraf pislenmesin diye altından sarılmış. Sadece temiz bir şekilde ölmek istemişti gerçekten de. Gözüme çarpan ikinci şey ise piyanoydu. Piyanonun baş ucunda duran sandalyeden düşmüştü belli ki. O an ise daha önce hiç benzerini görmediğim şeyi gördüm: Piyano çalmıştı. Piyanosunun başına oturup gerçekten de çalmıştı. İntihar ettiği an çalmış olsa gerek, tuşların çoğu kan içerisindeydi. Özellikle belli notaların üzerinde daha fazlaydı.
Gençken piyano çalardım ben de. Notalara baktıkça da çaldığı son şarkıyı daha doğrusu ölmek üzere olan birinin son notalarını çıkarabildim. Vivaldi’ydi, Dört Mevsim’den: Kış. Nefesim tutulmuştu sanki, konuşamıyordum. Polislerin gözü üzerimde, ilk diyeceğim şeyi merak ediyorlardı. Etrafı gözümle biraz daha inceledim ve müzik defterine karalanmış bir iki satıra ilişti gözüm. Hemen eldiven takıp defteri elime aldım ve okudum:
“hayat bana gülmedi,
günbegün pes ettiğim için huzurluyum.
ben değil belki ama umarım ki siz.
kendi bestem burada bitiyor,
burası do re mi fa son’du.”
O an dudaklarımdan çıkmasını belki de tüm dünyanın duymasını istediğim şey “Bu bir cinayet.” oldu. Ama beni izleyen polislere karşı sadece “Evet, intihar.” diyebildim.
Bir diğer öyküme ulaşmak için: California Dreamin’ – Irmak Çelik