Bugün Fidan ile buluşacağım. En güzel giysilerimi giyiyorum, simsiyah. Kara kedi misali talihsizlik ile taşıyorum üstümde. Bakışları üzerimde hissedebiliyorum. Beni yemek istercesine, aç gibiler. Fidan ile buluştuğumuzda deniz kenarında birer bira deviriyoruz. Geçmişten, gelecekten, olmuştan ve olmamıştan bahsediyoruz. Gülüp eğleniyoruz ama anda kalamıyorum. Mutlu olmam gerek, her şeyin yolunda olması gerek. Dalıp gitmelerime alışmış olsa gerek Fidan, artık sormuyor nereye daldığımı. Zaten ben sormasına bile gerek duymuyorum. İhtiyacım olan her şey bir dolabın altında saklı çünkü. Eve koşup ona kavuşmak istiyorum. Fidan ile görüştükten sonra aylık ev alışverişimi yapıyorum. Kendime en sağlıklısından sebzeler ve en tatlısından meyveler ısmarlıyorum. Bir düzen uğruna kurduğum her şeyin altında kalmamak için. Acaba soğuk mudur şu an? Üşüyor mudur? Evin yolu bitmek bilmiyor. Uzadıkça uzuyor, nefeslerim daralıyor. Binbir gayret ile en sonunda eve geliyorum.
Doğruca dolabın altına koşuyorum. Normalde titrek olan ellerim duruluyor. Panik ataklarımın sonu geliyor. Kutuyu okşuyorum. Seviyorum kendi çocuğum gibi. Açıp ona bakmaya kıyamıyorum bile. Tozlarını temizleyip geri yerine koyuyorum. Kirlenmesine dayanamam. Yarın hayatımın en önemli sınavı var. Ona çalışmam gerek. Fidan ile çalışacağımıza söz verdim. Kendime acı bir filtre kahve demleyip sigaramı yakıyorum. Sayfalara göz gezdiriyorum biraz. Çalışmam gerek ama odaklanamıyorum. Dönüp duruyor düşünceler kafamın içerisinde. Ellerim titriyor heyecandan dayanamıyorum. Tekrar odaya gidiyorum koşar adımlarla. Gözlerimden yaşlar, ellerimden terler boşalıyor. Yine dolabın altındayım. Kutuyu açıyorum ve içerisinden çıkardığım 14’lük Yavuz silahım ile birbirimize bakıyoruz. Öpüşmek istiyor benimle, bir olmak. Sahip olmak istiyor bana. Karşılıksız kalamıyorum. Sonunda pes ediyorum o ihtişamlı kabzasına. Öpüşüyoruz ve ruhumu veriyorum o güzel siyahlığa.
Özür dilerim Fidan, hiçbir yarın gelemeyeceğim.